MEYVE SULARININ GÜCÜ ADINA: JUICING

Belki size her gün aynıymış gibi geliyor. Ama aslında her gün çok farklı birbirinden. Gün içindeki ufak detayları kaçırıyoruz belki de. Ya da dünyaya açılan  kapılarımızı kapatıyoruz. Kendimizle baş başa kalınca da her gün aynı diyoruz. Oysa bir dünyaya baksak her şeyin ne kadar değiştiğini göreceğiz. Şimdi bir öz eleştiri yapalım. Yaşadığımız bu dünya ne kadar ilgilendiriyor bizi, ya da ne kadar takip ediyoruz? Tabi ki bizi çok ilgilendiriyor ama çok takip ettiğimizi söyleyemeyiz çoğumuz.  Hayat koşuşturmacası geçim derdi filan derken seyirci kalıyoruz dünyaya. Tıpkı insanlar gibi dünya. 50 yıl önce hayal edilemeyen uzay yolculuklarının aksine şimdi insanlar Ay’dan ve Mars’tan arsa satın alıyor ki oraya yerleştiklerinde açıkta kalmasınlar. Keza maddenin halleri bile değişti artık. “Yenilebilir” su var. Bir takım kimyasalları belirli oranda karıştırarak lokmalık su topları üretiliyor. İlerde su içmeyip yiyebiliriz hazırlıklı olun. Beslenmemiz de nasibini alıyor bu değişimden ve o da evrim geçiriyor. Hazır yani sadece su katılarak hazırlanan besinler çoktan piyasada yerini almış zaten. İlerde yıllardır konuşulan tabletle beslenmeye geçer miyiz bilmem ama şu sıralar ileride sadece o şekil besleneceğimizin düşünüldüğü bir akım başlamış durumda. Adını belki ilk kez duyabilirsiniz: Adı juicing. Türk Dil Kurumu henüz bir Türkçeleştirme çalışmasına girmediği için yazı boyunca akımdan juicing diye bahsedecem. Bugüne kadar çiğinden çöpüne kadar bir sürü akım inceledik. Bir de buna bakalım neymiş?

Juicing meyve ve sebze suları ile beslenme yöntemine verilen isimdir. Ama sadece bunlarla sınırlı değil suyu sıkılanlar. Kinoa, çiya ve bal da eklenebiliyor sulara. Kısacası hayvansal bir ürün olmadan sıvı beslenmeyi amaç edinen bir trend. Bunun için de çeşitli türleri var. Enerji dolu, proteinli gibi. Günün her saatine farklı. Ama hepsinin sıvı olması dışında ortak bir yönü var. Bol miktarda vitamin ve mineral içermeleri. Sonuçta meyve ve sebze suları.  Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) söylediğine göre çoğumuzda %50 vitamin ve %60 mineral eksikliği bulunmaktadır. Markette satılan ürünlerle  uygulanmıyor bu trend. Çünkü hazır meyve suları raf ömrünü uzatmak için pastörize ediliyor. Yani yüksek ısılara maruz kalıyor. Bunun sonucunda da vitamin ve mineral kaybediyor. Trendte katı bir yiyecek olmadığı için vitamin ve mineral kaybı çok önemseniyor ve asla önerilmiyor. Trendte insanlar kendi sularını kendi hazırlıyor. Ya da bunu iş edinen şirketlerin hazırladığı suları kullanıyorlar. E tabi doğallığına güvendikten sonra hazır ürün almak daha rahat ve ucuz. Çünkü masraflı bir trend bu. Bi defa katı meyve sıkacağın olacak. Ama öyle normalinden değil, cold press de denen hidrolik presleme  yapan özel bir sıkacağa ihtiyacınız var. Soğuk sıkımla meyve ve sebzeleri posalarından tamamen ayırmalısınız ki pastörizasyon işlemine ihtiyacınız kalmasın. Suyunuz da vitamin, mineral kaybetmesin. Hidrolik pres yapan makinelerin bir diğer özelliği de çok yavaş olması. Yani her güne yetiştirmek için tüm zamanınızı harcamalısınız. Ayrıca doğramak için de bi blendıra ihtiyacınız olacak. Tüm bunlarla uğraşmamak için insanlar belli markaların sularını hazır olarak alıp uyguluyor. Bu noktada insanın aklına bir soru geliyor. Acaba bu trend bu kadar uğraşa değer mi? Yani yemek mi sağlıklı içmek mi? Öncelikle şunu söylemeliyim ki içmenin yemekten en büyük farkı sindirim ve emilim hızı. İçilen sularda lif ve posa bulunmadığı için sindirim 10-15 dakika arasında sürerken katı yiyeceklerde sindirim 3-5 saat arasında sürmektedir. Trendte tabi sebze meyveler hiç bir şekilde pişirilmez, her şey çiğ ve doğaldır. Bu da pişirme kayıplarını önleyen bir diğer güzellik. Bi de tabi trendte her şey sıvı formda olacağı için sıvı tüketimi ile ilgili bi sıkıntınız olmayacak. Biliyorsunuz insan vücudu açlığa dayanır ama susuzluğa asla.