TABAĞINI ORANLA: ZONE DİYETİ

Güzel veya yakışıklı olmak artık bir moda. Ve her moda gibi gelip geçici bir şey. Ama açıkçası geçmesi biraz zaman alacakmış gibi görünüyor. Çünkü maalesef globalleşen dünya şekilcilik ve görünüm üzerine kurulmuş. Güzellik yarışmaları düzenleniyor mesela. Birinci sadece dış görünümüne bakarak seçiliyor. Ondan sonra bütün büyük, yani birinciye istediği parayı verebilecek, firmalar reklam filmleri için birincinin peşine düşüyor. Sonuç olarak nereye baksak aynı yüzle karşılaşıyoruz. Şöhret ve ün beraberinde parayı da getiriyor. Ve işte o çoğu insanın özendiği lüks hayatlar böyle kuruluyor. Sadece dış görünüm üzerine bir hayat… İnsan beyninin değersizleştirildiği bir dünya… Neyse amacım tabi ki bu dünyayı övmek ve ” bu dünyayı bir de benden dinleyin” tarzı bir konuşma yapmak değil. Amacım sadece yeni yazıma bir giriş yapabilmek??. Demek istediğim şu ki insanlar bu hayata özeniyor ve dış görünümlerini günümüzün güzellik algıları doğrultusunda değiştirmeye çalışıyorlar. Bu değişimin de en temel ölçütü kilo. İnsanlar fazla kilolarından, sağlıklı olmaktan ziyade güzel olmak için kurtulmaya çalışıyorlar. O yüzden bu kadar çok diyet var etrafımızda. Diyet konusunda her kafadan bir ses çıkıyor ya, bugün de o diyetlerden biri konuğumuz. Lafımı esirgemeden, doğrusuyla yanlışıyla bir bakalım.

 

Orijinal Zone diyeti -Enter the Zone-1966 yılında Amerikalı biyokimyager Barry Sears tarafından yazıldı ve o zamandan beri milyonlarca adet farklı Zone diyet kitabı satıldı tüm dünyada. Çünkü orijinali ile yetinmemek artık dünyanın bir kanunu. Sears, metabolik hastalıkların temelinde yanlış beslenmeden kaynaklanan şişkinlik olduğuna inanıyordu ve diyetini bu amaca yönelik oluşturdu. Zone diyeti kalori hesabından çok alınan karbonhidrat, protein ve yağ oranlarına dayanıyor. Bu üç besin ögesinin de dengeli bir biçimde ve aynı öğünde alınması mühim. Yoksa insülin hormonunda dengesizlik oluşuyor ve Sears’ın bahsettği şişkinlik oluşuyor. Bunu çözmek için de şöyle bir yöntem geliştirmiş. Tabağınızın %40’ı karbonhidrat, %30’u protein ve %30’u da yağ olmalıdır. Karbonhidrat ve protein içeren besinlerin pişirilme yöntemine bağlı olarak az ya da çok yağ içerdiği düşünülürse kabaca tabağınızın 2/3’ünü karbonhidratla ve 1/3’ünü de proteinle doldurabilirsiniz.Ancak tabi ki diyetin kuralları bununla sınırlı kalmıyor. İkisi ara öğün olmak üzere günde beş defa beslenmelisiniz ve iki öğün arasında 5 saatten fazla vakit geçirmemelisiniz. Aç olmasanız bile. Uyandıktan en geç bir saat sonra kahvaltı yapılmalıdır. Aynı zamanda günde 1.8 lt su tüketmelisiniz. Şeker ise en büyük düşmanınızdır. Zone diyetinde genel olarak vücudu bir makine ve besinleri de bir yakıt olarak görme algısı vardır. Sindirilebilen besinlerin tüketilmesi çok önemlidir. Ayrıca diyette sebze ve meyvelerin tüketimi arttırılmaktadır.

 

Diyete baktığımızda 40-30-30 oranının her öğün için geçerli olmasından yüksek protein ve düşük karbonhidratlı bir diyet olduğunu anlıyoruz. Nitekim önceki proteinler yazımızda bu diyetlerden bahsetmiştik. Oranlara ve günlük alınması gereken protein miktarına göre elde ettiğimiz bir kalori değeri var diyette. Bu kalori miktarı çok az kalıyor insanlar için. Kalori bakımından çok düşük bir diyet olduğu için kısa süreyi aşan uygulamalarda insanlar İçin pek tavsiye edilir bir diyet olmayacak. Kitaptaki yönergeleri okuyarak diyeti devam ettiren bazı kişiler çok aç, bitkin ve hevessiz olduklarını belirtmişlerdir, ki bu Zone diyetine göre hissetmeniz gerekenlerin tam karşıtıdır.